16
Mayıs 2015 Cumartesi; 1. Gün
ROMA..
Kimilerine göre aşk şehri, kimilerine göre
medeniyet şehri,
Bizim savaş ve aşk filmlerinden tanıdığımız şehir,
Sophie
Loren film sahnelerinden, televizyondaki İstanbul Masalı ve Karapara Aşk dizisindeki Aşk Çeşmesinden
tanıdığımız şehir,
Efsaneye göre Romus ve Romalus kardeşlerin Tiber nehri kenarına
kurarak Roma adını aldırdığı şehir,
Veee buna bir çok şeylerin de ekleneceği bir
şehir….
![]() |
Rehberimiz Tayfun, bendeniz,
kızım Ilgın, Ümit Gözde, Yasemen ve Derya’dan oluşan bir Roma turu
kafilesiyle gezeceğimiz bir şehir.
İşte böyle bol şehir kelimeleriyle size tasvir ettiğim ROMA gezimiz.
Cumartesi sabahı Merkez
toplanma üstü, "bizim ev" diyerek, saat 09:00’da evimizin bulunduğu yerden
neşeli, ne yaşayacağımızı bilmeden sadece birlikte yurtdışına gitmenin heyecanı
ile Sabiha Gökçen havalimanına doğru yola çıktık.
Nedense, birlikte
gideceğimizden midir nedir, aşağıdaki türkü sabah sabah ağzıma takılmıştı. Hep
birlikte tek erkeğimiz, rehberimiz, efendimiz, pirimiz Tayfun Rehberimize hitaben
bu türküyü dilime dolamıştım.
“Deh deyin kızlar
hepiniz birden
Benim atıma deh deyin…
Deh Deh Deeeeehhh “… diyerek havalimanına vardık.
Pegasus havayollarının
hepimizi bilerek sanki tek tek ayrı yerlere oturtması uçağın selameti
bakımından iyiydi. Çünkü hepimiz heyecanlı, neşeli idik. Bizi ayrı oturtarak suskun olmamızı sağlamış
olabilirler diye düşündüm. Pilotumuzun “Sevgili yolcularımız Roma
Fiumicino havalimanına iniyoruz” anonsundan sonra hep birlikte uçaktan indik
kiiii, birde ne görelim siz deyin mahşer meydanı, biz diyelim İtalyanların düzensizliği..
![]() |
Havalimanından çıkınca
kimselere sormadan eşimin ön araştırmalarıyla ve Bus Station (yani otobüs
istasyonu) tabelalarını takip ederek,
sorsak da İtalyanların bilmiyoruz
diyerek kafayı sallamalarını hazmederek kendi kendimize, eyle dümdük, misafiriz
sonuçta diyerek biletçi teyzemizi bulduk. Yolcu otobüsleri tarzında otobüsler
Termini istasyonuna gidiyordu. Bizde 5 Euro verdik ve otobüsü beklemeye
başladık.
O sırada yanımıza gelen İtalyan güvercinlerine İstanbul’umuzun
simidinin tadını tattırdık, otobüs saatimizin gelmesini bekledik.
Otobüsümüz gelince hemencecik en ön sıradaki
iki sırayı Türk metrobüs kültürünün çevikliğiyle kapıverdik. Etrafımıza bakarak, otomobillerin küçüklüğüne
hayran kalarak, Termini İstasyonuna gittik. Oradan da 64 no.lu Belediye
otobüsüne binerek Otelimizin bulunduğu Corso Vittorio Emanuele/Tassoni durağında
indik. Ancak, buradaki otobüslerde bilet
basıldı mı basılmadı mı hiç bakılmıyor. Ama arada bir yakalanınca yüklü bir
para ödüyormuşsun. Dendiğine göre 70 Euro.. Bilet ücreti 1,5 Euro..
Otobüsler Nuh-Nebiden kalma. Eski ve pis. Belediye
çalışmıyor azizim.. Oy atmasınlar bu belediyeye.. Otobüs nihayet bizim otelin
bulunduğu Tassoni durağına geldi ve indik.
Otelimizin yeri çok güzeldi. Eski han gibi bir
apartmanın bir katını Azura Apartment diye bir otel yapmışlar. Sanki evimiz gibiydi.
Odalarımız gayet temiz ve güzeldi. Personel çok yardımcıydı. Otelimizin yerinin her yere yürüme mesafesinde olması
bizi memnun etti. Aferin dedik rehberimize, güzel yer ayarlamışsın diye ne de olsa 4 gün bizi gezdirecek,
başımızın üstünde yeri vardır diye tebrik ettik. Booking.com’dan ayarlanan bu
otel gerçekten de yorumlarıyla çok tercih edilen bir otelmiş. Tavsiye
edilebilinir.
Dış kapının anahtarı,
odanın anahtarı gibi İtalyan görevlinin güzel tarifinden sonra odalarımıza yerleştik. Elimizi yüzümüzü
yıkayarak hemen, Piazza Navona meydanına doğru yola çıktık. Burası sanatçıların gösteri
alanı, restaurantların bulunduğu ve satıcıların bolca selfie çubuğu satmaya
çalıştıkları hoş bir alan.
Ümit’in “Nereye
gidiyoruz Tayfun” dedikçe. Tayfun’un da hiç şaşırmadan yolları, meydanları,
yemek yenecek yerleri sıralı anlatıp, hikayelerini anlatması bizi oldukça
güldürdü. Tayfun doğruyu söylüyordu da ama biz sanki bize uyduruk söylüyormuş gibi geliyordu. Oysa dersini çok
güzel çalışmış, elimizle koymuş gibi her yeri şıp diye buluyorduk. Hepsini
nasıl aklında tuttun diye şaşırıyorduk. Bana otelin yerini söyleseniz tarif edemem
önde rehber nasılsa bizi götürür diye biz sadece birbirimizle eğlenip
gülüyorduk. İtalyanca da pek bir kolaydı. Uzatarak konuşunca sanki İtalyanca
oluyordu.. Sonuna “o’ ekleyince de sanki İtalyanca konuşuyormuş gibi
eğleniyorduk. Gracias Tayfinooo. Otelimizin altı, tanıdık Carrefour marketti. O
da bize iyi geldi. Oradan rahatça alışveriş yapabiliyorduk. Roma’da fiyatları Türk
lirasına çarpınca kötü olursunuz. Ama Türk lirasına çarpmadan alışveriş yapınca
hiç sorun olmayacaktır.
Nereye gidersek
gidelim, Tassoni durağını al arkana, yürüye yürüye git. Bizim sur içi dediğimiz
yer gibi her yeri yürüyerek neredeyse dolaştık.
İlk gece Romanın meşhur
Piazza Navona Meydanına gittik.
Piazza meydan demekmiş. Via ‘da cadde demek.
Binaların kenarında Via …. Gördünüz mü. Cadde olduğunu anlıyorsunuz. Piazza
………… dendi mi de Meydan deniyor.
Piazza Navona güzel heykellerin bulunduğu renkli bir meydan.
Burada bulunan Dört Nehir Çeşmesi bayağı
havalı. Burayı Bernini yapmış. Benim
gezi anlayışım, giderken gezide göreceklerimi eşimin okuması beni gezdirmesi,
benimde gezi sonrası ilgimi çeken şeyin hikâyesini gelince veya görünce otele
gidip okumak. Öyle de yaptık. Mesela; bu meydanda ki kilise yönündeki heykeli, kilise
yıkılırsa diye korkma figürü vererek yapmış Bernini.
Bunun sebebi de kiliseyi, rakibi Borromini’nin yapmasıymış. Şehir
efsanesi de olabilir ama güzel bir tasvir, ayrıca çeşmeleri de sonradan
yapılmış. Çeşmedeki figürler dört kıtadan dört nehri temsil ediyor. Afrika kıtasından Nil, Avrupa'dan Tuna, Asya'dan Ganj ve Amerika'dan Rio de la
Plata nehirlerini. Nil nehrini temsil eden figürün başı örtülü ve önünde bir
palmiye bulunuyormuş.

![]() |
Meşhur Pizzacıda Pizza kuyruğu |
Pizzacıdan sonra, Derya’nın da görmesi için meydanı tekrar dolaştık.
Daha sonra ara sokaklardan gece açık olan (aslında gündüz gezeceğimiz ) Pantheon’u
dolaştık. Tavanı açık olan bu Pantheon’un
tavanındaki ışık hüzmesiyle gündüz çok güzel bir resim alabilirmişiz meğerse
onu yapamadık. Daha önce oğlumun burada
çektirdiği resmi çok beğenmiştim. Meğerse o resim buradaymış, ama gece olduğu
için orayı anlayamadık.
İlk gece turunu her
sokağa dalarak, gezinerek geçirdikten sonra meşhur Giolitti Dondurmacısından da
dondurmamızı alarak otelimize geldik. Meşhur olmasına rağmen aman amanda bir
dondurma sayılmazdı. Diğer günler yiyeceğimiz dondurmalar daha da güzeldi. Otelimizde
her bir şeycikler vardı. Hemen bir çay koyduk. Hep birlikte otelde çayımızı
içtik. Yorgun olduğumuz için sabah 08:30’da buluşmak üzere odalarımıza
çekildik.
17
Mayıs 2015 Pazar 2. gün
Sabah 08:30’da
otelimizin enfes kahvaltısını yedik. Onlara göre enfes şöyle. Şekerli krousan,
2 tane etimek, reçel, yağ vardı.. Ama
bizim bavulumuzdaki ek takviye zeytinlerimiz, peynirlerimiz ile kahvaltımıza
lezzet kattık. Hepimiz ayaklara kuvvet ya Allah, Bismillah diyerek ilk önce Campo
de Fiori meydanındaki pazara gittik. Pazarda gezi sonunda alacaklarımızı tesbit edip, Fontana
de Trevi’ye (Aşk çeşmesi) yürüdük. Yol boyunca ne kadar kilise, eski tarihi
yol, pasaj varsa gezdik.
Filmlere konu olan Aşk
Çeşmesine kadar yürüdük. Ayrıca Aşk Çeşmesi denmesi sadece Türklere ait. Yoksa Fontana de Trevi deniyor her yerde. Yani Fontana fıskiye yani samimi tabirle fişkiye demekmiş.. Trevi köşe demekmiş İkisinin birleşimi köşedeki fişkiye desek kimse anlamaz biz yine de Aşk Çeşmesi diyelim.. Aşk çesmesi onarımda olduğu için sadece para
attık, belki inşaatına faydalı olur
paralarımız dedik. Yoksa dilek filan dileğimizden değil.
Aşk çeşmesinin yanında
bulunan dondurmacıdan dondurma yedik. “Merhaba” diyen bir tezgahtarın laflarını
İtalyanca konuşuyor diye kaale almadık. Meğer adam Türk müsünüz o vakit
“Merhaba” diyormuş. Biz vanilya, lemoon diye İngilizce parçalarken adam “Sade “
dondurma diye bizi orada mest etti. Sevindik bir İtalyanın Türkçe konuşmasına..
|
Şiir Roma’da Aşk
Çeşmesi diye yazılmış ama o kadar da romantik bir ortam değil aslında..
Acaba, yaşımızdan dolayı öyle geldi bilinmez. Zaten ihtiyacımız da yoktu öyle
göstermelik aşk itirafı etmeye.Yapamadık ya çamur atıyorum resmen. Aşk
çeşmesine para atınca tekrar gidermişsiniz bir de söylenen o. Geçen sefer atmış mıydım
bilmiyorum ama yine geldim. Bu seferde en küçük paramız olan 5 kuruş attım.
Akşam paraları toplayanlar biraz küfür edebilirler belki. Bu paralar buralarda
yaşayan fakirlere dağıtılıyormuş diyorlar. Doğru mu bilmem?
Ama doğru olan da Roma
denince “Roma’da Aşk başkadır” lafı gelir hemen herkesin aklına. Bu adla anılan
filmi merak ettim ve araştırdım. Diyorum ya gittiğim gördüğüm yerleri herkes
önce araştırırken, ki o işi eşim iyi yapıyor. Bense dolaşıp, görüp hikayesini
geldikten sonra okuyorum. Ne yapayım güveniyorum nasılsa araştıran biri var,
bende gelince algıda seçicilik olan gözlerimin seçtiği yerleri okuyorum. Bu aşk
çeşmesi de öyle pek ahım şahım filmlerdeki gibi gösterişli gelmiyor. Para atıp
dilek tutan aşıkların paralarını toplandığı inanılıyor. Böyle de bir film
varmış sahi..
Aşk
çeşmesine atılan paraları topladığı için bir lanetin içinde kalan Beth'in bu
lanetten kurtulma mücadelesini komik bir dille anlatan Roma’da aşk başkadır
konulu “Aşk Çeşmesi/When in Rome”filminin hikayesi de
şöyleymiş.
“Aşkta
hayal kırıklığına uğrayan Beth, ablasının düğününe katılmak için Roma'ya
gittiğinde Aşk Çeşmesi'ndeki sihirli paraları toplar ve o paraları oraya atmış
olan dört erkeğin çekim merkezine girer. Sosis tüccarı Al, sokak sihirbazı
Lance, sevgi dolu ressam Antonio ve fotomodel Gale artık onun peşindedir. Beth
taliplerinden kurtulmaya çalışırken Nick adlı yakışıklı bir gazeteciyle
tanışır.” Seyretmek lazım. Bakalım romantik bir film mi?
Neyse aşk
meşke fazla takıldık biz gelelim gezimize..
Aşk çeşmesinden sonraki
hedef İspanyol Merdivenleri idi. İspanyol Merdivenleri’nin hemen karşısında
ünlü Via Condotti Caddesi bulunuyor.
İspanyol Merdivenleri ismini İspanya elçiliğinin burada olmasından dolayı aldığını söyledi Rehberimiz Tayfinoo.. Kelebek şeklinde dizayn edildiğini de internetten okudum. Ama gerçekten de hoş bir alan. Merdivenin en üst tepeciğine kadar çıkıp güzel resimler çektikten sonra, saat sadece 13-15 arasında açık olan meşhur Pastificio Makarnacısına gittik. İspanyol Merdivenlerinin hemen karşısındaki Chanel’in sokağında.. Giderken sağda. Dönerken solda.. Hangi yönden sağ/sol orayı da siz ayarlayıverin gayri. Gerçekten de tadı çok güzel bir makarna idi. Beğendik yani.
Yemek kültürlerini çok sevmesek te İtalyanların. Bu makarnayı
güzel yapmış keratalar. 4 Euro karşılığında makarna ve suyunuzu alıp
merdivenlerde makarnanızı yiyebiliyorsunuz. Makarnamızı yedikten sonra yine çok
meşhur olduğunu söyledikleri Pompi’de Tramisu yedik. Gerçekten o da çok
güzeldi. Tavsiye edebilirim.
Pizzalar için aynı şeyi söyleyemem. Margarita pizza sadece mozeralle peynir ve domatesli olduğu için mecburen tercihimizdi ama makarna ve tramisu İtalya’ya gidip te muhakkak denenmesi gereken iki tattı.
İspanyol Merdivenleri ismini İspanya elçiliğinin burada olmasından dolayı aldığını söyledi Rehberimiz Tayfinoo.. Kelebek şeklinde dizayn edildiğini de internetten okudum. Ama gerçekten de hoş bir alan. Merdivenin en üst tepeciğine kadar çıkıp güzel resimler çektikten sonra, saat sadece 13-15 arasında açık olan meşhur Pastificio Makarnacısına gittik. İspanyol Merdivenlerinin hemen karşısındaki Chanel’in sokağında.. Giderken sağda. Dönerken solda.. Hangi yönden sağ/sol orayı da siz ayarlayıverin gayri. Gerçekten de tadı çok güzel bir makarna idi. Beğendik yani.
![]() |
Burada muhakkak makarna tadın. |
![]() |
Pompi Tramisu |
Pizzalar için aynı şeyi söyleyemem. Margarita pizza sadece mozeralle peynir ve domatesli olduğu için mecburen tercihimizdi ama makarna ve tramisu İtalya’ya gidip te muhakkak denenmesi gereken iki tattı.
Oradan sonra hayda yürüyüşe devam dedik. Popola meydanına gittik. Burada ayaklarımızı havuzlara soktuk. Çok terlemiştik. Biraz dinlendik. Selfie çubuğumuzla döne, döne bir video çektik. Bunu tatilde muhakkak deneyin çok eğlenceli. Selfie çubuğundaki telefonu tutan kişinin etrafında hep birlikte dönüyorsunuz. Makine etrafı çekerken sizin de Mevlana gibi dönüşünüz çok harika bir çekim oluyor. Bizim bu halimizi seyreden bir İtalyan hemşerim bize “bellaaaaa” diye bağırdı.. İtalyanlar bile bizim görsel sanata olan hassasiyetimizi anladı.
Popola meydanının üst tarafındaki merdivenlerle çıktık. Şehri kuşbaşı seyrettik. Orada çok güzel bir park alanı vardı. Orada biraz dinlendik.
Akşamları otelimizdeki wireless sayesinde gün be gün anılarımızı sevdiklerimizle paylaşıyorduk. Bunun nedeni bana göre biz gördük, gezdik, sizde gelin görün demekti. Çünkü atalarımız ne demiş; "Gezen gül olur, gezmeyen kül olur"
Akşamları otelimizdeki wireless sayesinde gün be gün anılarımızı sevdiklerimizle paylaşıyorduk. Bunun nedeni bana göre biz gördük, gezdik, sizde gelin görün demekti. Çünkü atalarımız ne demiş; "Gezen gül olur, gezmeyen kül olur"
Karnımızın bayağı
doyması, tatlımızı da üstüne yememizden sonra meşhur Çikolata yapım atölyesine
gidecektik ama ne yazık ki çikolatacı tamirde idi sanki. Kapanmıştı. Ama bir
başka durakta daha olduğunu Rehberimiz Tayfinooo (tayfun’un İtalyancası) söyleyince “haydi 64 no.lu otobüse binelim”
diye hep bir ağızdan çığırarak otobüse bindik. Aman Allahım bizim otobüslerimizin,
metrobüslerimizin doluluğu da neymiş dedittirdi ya bize bu Roma otobüsleri. Bu neydi böyle. Zenci amcamlarla, İtalyan
Hintli gibi gözüken teyzemler, abimlerle tıka basa , nefes nefese bir otobüse bindik.
Çokta eğlendik. Bağıra çağıra, kimsenin Türkçe bilmediğini sanarak
konuşuyorduk. Eğer biri biliyorsa, haklarında konuştuğumuz için bir daha bizi
Roma’ya almazlardı ama, kimse anlamadı. Piaza Venezia durağına gelince. Gözde
Yasemin Ablaaa… Serpil abla, Anneeee haydiiii diye bağıra çağıra indik. İndiğimizde
hepimiz gülüyorduk. Güzel bir tecrübe oldu.
Tabii oradaki
çikolatacıda kapalıydı. Olsun dedik. Maksat buraya yolculuktu. Vitrinde
fiyatları görünce almasak ta olur dedik. Her işte bir hayır varmış iyi ki
buraya gelmiştik. Çünkü karşımızda İtalyanların İtalyan Pastası diye
adlandırdıkları Vittorio Emanuele II Anıtı
duruyordu. Binanın içini gezmemize sebep oldu çikolatacı dükkanı.. Binaya önce dışardan bakayım çıkmayayım dedim
ama, 7 Euro verince asansörle çıkılıyor diye Tayfun seslenince. Hepimiz
asansörle çıktık. Dışardan Atlı heykellerin görüldüğü yere kadar çıkıp, Roma’yı
kuşbaşı gördük. Gideceğimiz yerlere, sokaklara daha güzel baktık.
Binayı “İyi ki
çıkmışız” “Ahh ne iyi yapmışız” diye hayran olarak gezdik. Sabah erken saatlerde
çıktığımız otelimize dönelim, ayaklarımıza kara sular indi desek te yine de
dolaşa dolaşa, harika Yasemen çiçeklerinin bulunduğu sokakları gezdik. Meğer
Bizim Yasemen’in soyu İtalya’dan mı geliyor nedir her yer Yasemen çiçeği.
Beyaz, harika kokan ve duvarları saran bir bitki. Ayrıca çiçek deyince anmadan
geçemeyeceğim, Roma’daki çatılardaki çiçekler ve süslemeler bir harika.
Bizim Galata kulesinden bakınca pis görülen çatı siluetlerinden burada eser yok. Tüm çatılar sanki bir san’at harikası. Bende yapacağım, bunu da dikeceğim, söyle süsleyeceğim çatımızı diye diye dolaştık. Sonra yine 64 no.lu otobüsümüzü binerek otelimize geldik. Çok yorulmuştuk. Hemen banyolarımızı yapıp, 1 saat dinlenme molasından sonra tekrar Roma gecelerine aktık. Roma gecemiz önce Trastevere’de meşhur pizzacı Dar Poeta’da uzunca bir kuyruk bekleyip, pizzamızı yedik. Pizza ilk gece yediğimiz pizzacının pizzasından daha güzel bir pizzaydı (tekerleme gibi olduğu ama)Pizzacıya biraz kızdık. İtalyanlara bizden önce masa verdiği için ama yine de yedik. Pizzamızı yedikten sonra elimize dondurmamızı alıp birlikte Teber nehri kıyısındaki köprülerde yürüdük. Geniş bir yürüyüş parkurundan sonra otelimize döndük. Yine bir yorgunluk çayından sonra hepimiz odalarımıza çekildik.
Bizim Galata kulesinden bakınca pis görülen çatı siluetlerinden burada eser yok. Tüm çatılar sanki bir san’at harikası. Bende yapacağım, bunu da dikeceğim, söyle süsleyeceğim çatımızı diye diye dolaştık. Sonra yine 64 no.lu otobüsümüzü binerek otelimize geldik. Çok yorulmuştuk. Hemen banyolarımızı yapıp, 1 saat dinlenme molasından sonra tekrar Roma gecelerine aktık. Roma gecemiz önce Trastevere’de meşhur pizzacı Dar Poeta’da uzunca bir kuyruk bekleyip, pizzamızı yedik. Pizza ilk gece yediğimiz pizzacının pizzasından daha güzel bir pizzaydı (tekerleme gibi olduğu ama)Pizzacıya biraz kızdık. İtalyanlara bizden önce masa verdiği için ama yine de yedik. Pizzamızı yedikten sonra elimize dondurmamızı alıp birlikte Teber nehri kıyısındaki köprülerde yürüdük. Geniş bir yürüyüş parkurundan sonra otelimize döndük. Yine bir yorgunluk çayından sonra hepimiz odalarımıza çekildik.
18 Mayıs 2015
Pazartesi, 3 gün.
Bugün büyük gün idi.
Çünkü Vatikan’a gidecektik. Otelimizin
yeri Vatikan’a yakın olduğu için yürüyerek Vatikan’a gittik. Biraz dolaşarak
gittik ama yine de bulduk. (Bunu gece tekrar Vatikan’a gecesini görmeye
geldiğimizde anlayacaktık. Meğer pek yakınmış da biz biraz uzatmışız. Olsun her
dolaşma yeni bir yer gösteriyordu bize)
İstanbul’dan müze biletlerimizi aldığımız için, o metrelerce uzunluktaki kuyrukta bekleyenlerle dalga geçe geçe yürüdük. Çinliler, Japonlar herşeyi keşfetmişler ama, bizim gibi erkenden internetten bilet almayı keşfedememişler. Heyooo hiç olmazsa burada Çinlileri deyip Vatikan Müzesine girdik. Vatikan Müzesi gerçekten de görülmeye değer bir yer. Burada önce resimlerle süslü bana göre Resim ve Heykel Müzesi adı verilecek bir mekanı gezdik. En güzel tablo Adam ile Havva’nın tablosunun resmedildiği Cennet Bahçesi tablosu idi. Çok beğendim.
İstanbul’dan müze biletlerimizi aldığımız için, o metrelerce uzunluktaki kuyrukta bekleyenlerle dalga geçe geçe yürüdük. Çinliler, Japonlar herşeyi keşfetmişler ama, bizim gibi erkenden internetten bilet almayı keşfedememişler. Heyooo hiç olmazsa burada Çinlileri deyip Vatikan Müzesine girdik. Vatikan Müzesi gerçekten de görülmeye değer bir yer. Burada önce resimlerle süslü bana göre Resim ve Heykel Müzesi adı verilecek bir mekanı gezdik. En güzel tablo Adam ile Havva’nın tablosunun resmedildiği Cennet Bahçesi tablosu idi. Çok beğendim.
Sonra bahçeye çıktık.
Bahçenin altındaki Mehmet Ali Ağca’nın Papayı vurduğu araba ve diğer arabaların
sergilendiği alan çok ilginçti. Orayı da beğendim. Türk olarak burada bu olayla
kötü tanınmamızı sağlayan bu sahnenin gerçek görüntülerini, vuruluş sahnesini,
Papanın Ağca’yı affediş sahnesinin filmini izledik.
Bu vurulma olayı 1981’de gerçekleşmiş, o sıralar hatırlıyorum da büyük bir olaydı. Ama şimdi iyice bakınca, olayın geçtiği meydanı görünce insan daha ilginç olarak olayı inceliyor. Herhangi bir vatandaş, Mehmet Ali Ağca, laf olsun diye gidip vurabilir miydi Papa’yı. Bunun arkasında ki güçler kimdi gibi pek bir siyasi, gizli, eleştirisel konuşmalar yaparak burada uzun bir süre oturduk. Hatta orada bizimle seyreden yabancılara "Hey o vuran adam bizim memleketten" demek geldi ama içimizden. Sesimizi dahi çıkartmanın hayati tehlike olacağını düşünüp, onlar gibi bizde üzüntüyle izledik. Bu gerçekten de öyleydi. Niye böyle bir olayla tanınıyorduk ki... Zaten bizi İtalya'da Mehmet Ali Ağca, Ferzan Özpetek, Serra Yılmaz ve Mehmet Günsur ile tanırlar belki. Diğerleri iyi de Ağca kötü dedik. Fikir teatisinde bulunduktan sonra okların bizi bir türlü ulaştıramadığı Sistine Chapel’ine doğru yola koyulduk.
Bu vurulma olayı 1981’de gerçekleşmiş, o sıralar hatırlıyorum da büyük bir olaydı. Ama şimdi iyice bakınca, olayın geçtiği meydanı görünce insan daha ilginç olarak olayı inceliyor. Herhangi bir vatandaş, Mehmet Ali Ağca, laf olsun diye gidip vurabilir miydi Papa’yı. Bunun arkasında ki güçler kimdi gibi pek bir siyasi, gizli, eleştirisel konuşmalar yaparak burada uzun bir süre oturduk. Hatta orada bizimle seyreden yabancılara "Hey o vuran adam bizim memleketten" demek geldi ama içimizden. Sesimizi dahi çıkartmanın hayati tehlike olacağını düşünüp, onlar gibi bizde üzüntüyle izledik. Bu gerçekten de öyleydi. Niye böyle bir olayla tanınıyorduk ki... Zaten bizi İtalya'da Mehmet Ali Ağca, Ferzan Özpetek, Serra Yılmaz ve Mehmet Günsur ile tanırlar belki. Diğerleri iyi de Ağca kötü dedik. Fikir teatisinde bulunduktan sonra okların bizi bir türlü ulaştıramadığı Sistine Chapel’ine doğru yola koyulduk.
Sistine Şapeline uzunca bir ok tabelalarını takip ederek nihayet ulaştık. Yüksek Rönesans resim sanatının şahaseri diye tanımlanan bu tavanları Michelangelo yapmış. Ellerine sağlık, Gerçekten de harika.
Geldikten sonra öğrendim ki bu tavanlar İncil’deki tüm olayları resmediyormuş. İsa’nın doğuşundan, cennet cehennemden tutun da tüm Hristiyan aleminin gelmişini geçmişini anlatıyormuş.
Michelangelo tarafından hazırlanan tavanın dekorasyonunun
merkezinde İncil'in tekvin(Yaratılış)kitabından 9 değişik tablo kompozisyonu
bulunmakta imiş. Bunlar arasında en çok tanınmışı Adem'in Yaradılışı tablosu imiş, Bu tabloyu eşimin objektifi
yaklaştırarak çektiği resimlerden oğlumun anlatmasıyla daha da çok anladım.
Meğerse, antik kısa beyaz giysiler
içinde meleklerle çevrili Hristiyan Tanrısının, sol elinin ikinci parmağını
uzatarak nü olarak yatan Ademin, sağ elinin ikinci parmağına hemen dokunup onu
yaratmasından hemen sonraki pozunu göstermekte imiş.(bu tarif biraz uzun oldu ama oğlum söyledi ben yazdım) Tüm resimler bir olayı,
Yaratılışı temsil etmekte imiş. Biz olaya Wawww diye hayretle bakarak
seyrettik. Ama güzel yapmışlar burayı beğendik yani.. Michelangelo’ya helal
olsun yetenekli adammış.
Sistene Şapeli Papa seçimlerinde kullanılıyormuş. Eğer kardinaller papayı seçemezse kara duman gönderiyormuş bacadan. Seçildiği gün ise buradan beyaz duman gönderiliyormuş. Mistik bir ortam. Bu sahnenin gösterildiği resmi de sizin için İnternetten buldum. Tabii kendim içinde. Yani gördüğüm bir ortamın nasıl kullanıldığı. Çünkü burada resim çekmek yasak, konuşmak yasak, mini etek, açık kıyafet yasak.. Tam bir dini mabet yeri. Benim buradaki tespitim şu.. Dinlerde kapalılık ve sakal var azizim. Rahibeler sıkı kapalı, rahipler sakallı.
Müzeyi bitirdikten sonra, meşhur Papa’nın yaşadığı alana geldik. Ben burayı bilenle gezmesem bileti alıp bu meydandaki kuyrukta beklerdim. Meğer burası parasız olan ikinci bölümmüş, Daha önceki İtalya turunda bizi rehber bu meydanda bekletip sadece kiliseyi gezdirmişti. Burada da Papa’nın bulunduğu, ayin yaptığı kiliseyi sağımızı solumuzu kapatarak girdik. Açık giysilerle girmek yasaktı. Bundan anladık ki tüm dinlerde kapalılık var azizim. Dini yerlerde mukaddes yerlerde kapanmak şart. Mini etekli turist bacılarımızı ne yazık ki İtalyan görevliler içeri sokmadılar. Bizde saygımızdan tabiki usturuplu olarak gitmiştik. Hangi dine mensup olursanız olsun, burası çok mistik bir yer. Yani dünyayı yöneten bir yer. Ajan gibi mi, dini mi, bilemedim yani..
![]() |
Papa seçimi törenlerinde |
Müzeyi bitirdikten sonra, meşhur Papa’nın yaşadığı alana geldik. Ben burayı bilenle gezmesem bileti alıp bu meydandaki kuyrukta beklerdim. Meğer burası parasız olan ikinci bölümmüş, Daha önceki İtalya turunda bizi rehber bu meydanda bekletip sadece kiliseyi gezdirmişti. Burada da Papa’nın bulunduğu, ayin yaptığı kiliseyi sağımızı solumuzu kapatarak girdik. Açık giysilerle girmek yasaktı. Bundan anladık ki tüm dinlerde kapalılık var azizim. Dini yerlerde mukaddes yerlerde kapanmak şart. Mini etekli turist bacılarımızı ne yazık ki İtalyan görevliler içeri sokmadılar. Bizde saygımızdan tabiki usturuplu olarak gitmiştik. Hangi dine mensup olursanız olsun, burası çok mistik bir yer. Yani dünyayı yöneten bir yer. Ajan gibi mi, dini mi, bilemedim yani..
Kilisenin
içinde meşhur tek bütün mermerden yapılmış, Pieta Michelangelo’nun yaptığı
Meryem ve kucağında İsa’yı tasvir ettiği heykeli bayağı güzel. Bu heykeli bütün
mermerden yaptığı için 3 kere yanlış yapıp kırmış, 4.cüsünde yapıp koymuş.
Vücut damarlarına kadar işlenmiş hoş orijinal bir eser.
Blok mermerden yapılan eser, 4. seferde bitirilmiş. |
Vatikan tek başına, yorucu bir gündü. Vatikan alanı dendiğine göre 7 km. imiş. Burayı hiç durmadan ancak gezerseniz bitirebilirsiniz demişler gezenler. Doğruymuş meğer.
Vatikan Müzesinden çıkarken ilginç bir dönen platformla çıkıyorsunuz. Bir kattan inerken ara katlardan yukarı çıkılıyor. İniş ve çıkış birbiriyle kesişmiyor. İlginç bir mimarı tasarımdı. Bunun olası Papa'yı rahatsız edici bir olaya engel olmak amacıyla tasarlandığını düşünerek Vatikan Müzesinden ayrıldık.
Resime dikkat edildiğinde boş olan yerler çıkış, dolu olan yerler iniş. Kimse birbiriyle kesişmiyor. |
Yemekten sonra tekrar Vatikan'a gittik. Bu sefer Vatikan'ı gece görelim dedim. Umduğumuz gibi ışıklanmamıştı.
Blue Ice dondurmacısından dondurma alarak şehir turu yaptık. Nehir kıyısında gezinti yaptık. Sonra geç saatte otelimize geldik.
Blue Ice dondurmacısından dondurma alarak şehir turu yaptık. Nehir kıyısında gezinti yaptık. Sonra geç saatte otelimize geldik.
Yine yorgunduk ama resimlerimizi yükledik, çayımızı içtik. Gözde’nin aldığı komik mutfak önlükleriyle konu mankenliği yaptık. Resimler çektirdik. Yorgun olarak uykuya daldık.
19 Mayıs 2015 Salı, 4. Gün
Bugün gezimizin son günüydü.. Collesium gezi rotamızda ama
sabah otelimize yakın, her gün kurulan Campo de Fiori’de ki pazarı gezmeden
yapamadık. Pazarda giysi bölümü bizi cezbetti. Bak burası Türk parasına
çarpsanda ucuzdu. Dechatlon’da pahalı satılan bisiklet şortları, sporcu
şortları ve taytları 3 Euro’ya aldık. Eve gelince oğlumun bunlar 50 Tl.ye
satılıyor demesi üzerine keşke Derya arkadaşımın aldıklarından da alsaydık
dedik. Burada güzel alışveriş yaptık.
Pazarın ortasındaki Bruno heykelinin hikayesi “Evrenin sonsuz ve eşdağılımlı olduğunu ve evrende, dünyadan başka birçok gezegenin bulunduğunu söylediği için 1600 yılında Roma Katolik Kilisesi'nin Engizisyon mahkemesinde yargılanıp sapkın ilan edildi ve Roma'da diri diri yakılarak idam edildiği" şeklinde.
Arkadaşlarım buradan memleketimize getirmek üzere peynir aldı. İtalya’da en çok bu peynirciyi sevdiler. Gayet samimi, yardımcı iyi niyetli bir genç imiş. Peynirleri gayet güzel vakumlayarak onlara tattırmış. Sevdik bu İtalyan gencini.
Pazarın ortasındaki Bruno heykelinin hikayesi “Evrenin sonsuz ve eşdağılımlı olduğunu ve evrende, dünyadan başka birçok gezegenin bulunduğunu söylediği için 1600 yılında Roma Katolik Kilisesi'nin Engizisyon mahkemesinde yargılanıp sapkın ilan edildi ve Roma'da diri diri yakılarak idam edildiği" şeklinde.
Arkadaşlarım buradan memleketimize getirmek üzere peynir aldı. İtalya’da en çok bu peynirciyi sevdiler. Gayet samimi, yardımcı iyi niyetli bir genç imiş. Peynirleri gayet güzel vakumlayarak onlara tattırmış. Sevdik bu İtalyan gencini.
De hadi kızlar demesiyle Tayfinoo Rehberimizin Collesium’a
gitmek üzere 64 sefer sayılı otobüse
bindik. Collesium'da uzun bir kuyruk vardı ama ilerliyordu. Haa bu arada 19
Mayıs İtalyanların bir günü müydü, yoksa başka bir şey mi İtalyan Pastası
dedikleri binanın önünde çok güzel bir askeri tören vardı. Onu izledik. Bu bina
hükümetin ünlü binası imiş. Güya Alman Nazi amcamlar sulu şeylerden
hoşlanmazlar ya. Böyle süslü bina mı olur. Olsa olsa İtalyan pastası olur
demişler diye bu adla anılmış.
Missolini'nin meşhur balkon konuşmasını yaptığı binada bu
meydanda imiş. Yanımızdaki turun rehberi anlatıyordu. Bizde oradan duyduk.
Collesium'da kuyruk
sıramız gelince içeri girdik. Güzel korunmuş bir gladyatör meydanı. 2009’da tur
ile geldiğimizde rehber bizi burayı dışardan gezdirmişti. Rehber içerde bir şey
yok filan demişti. Yalanmış meğer. Ama bayağı korunmuş bir bina.. Orayı gezip,
sonra Palatino tepesine çıktık.
Bu tepeye Collesium’un biletiyle çıkabiliyorsunuz. Bileti aşağıda alıp, burayı da gezmeden gitmeyin. Yani bir taşla iki kuş misali. Ama biz bir kuş vurduk, çok yorulduğumuz için içeri girdik ama, aşağıda oturup, Türkiye’den getirdiğimiz zeytin, peynir ekmeklerimizi katık yaptık. Gözde, Tayfun ve Ilgın tepedeki bahçelere ve terasa çıktı. Güllerle dolu güzel bir bahçeymiş. Ben görmedim. Biz aşağıda bekledik. Saat 19:20’de uçağa yetişeceğimiz için karnımızı da İtalyan pastası adı verilen binanın altında bulunan seyyar büfelerden mozeralla tostu yiyerek doyurduk. Bu tost güzeldi. Ayaklarımız ağrıdığı için yürümekle zorluk çekiyorduk ama son saatlerimiz diye her yere baka baka yürüyorduk. İsviçre’ye geçeceği için saat 15:00’de Derya’yı 64 no.lu otobüse bindirerek havaalanına gönderdik. Bizde tostumu yedik geliyoruz dedik, biraz dolaştıktan sonra otelimize geldik. Otelimizin arabası bizi havalimanına kadar götürdüğü için çok rahat geldik. Pegasus bölümündeki İtalyan kız bizim buradaki görevliden bile daha sevimli idi. Hepimizi bu sefer yan yana oturtarak uçağımıza gönderdi. Usta sürücü pilotumuzun ustaca kalkışıyla Fiumicino havalimanından kalkarak, sana tepeden baktım Aziz İstanbul diyerek Sabiha Gökçen havalimanına vardık.
Bu tepeye Collesium’un biletiyle çıkabiliyorsunuz. Bileti aşağıda alıp, burayı da gezmeden gitmeyin. Yani bir taşla iki kuş misali. Ama biz bir kuş vurduk, çok yorulduğumuz için içeri girdik ama, aşağıda oturup, Türkiye’den getirdiğimiz zeytin, peynir ekmeklerimizi katık yaptık. Gözde, Tayfun ve Ilgın tepedeki bahçelere ve terasa çıktı. Güllerle dolu güzel bir bahçeymiş. Ben görmedim. Biz aşağıda bekledik. Saat 19:20’de uçağa yetişeceğimiz için karnımızı da İtalyan pastası adı verilen binanın altında bulunan seyyar büfelerden mozeralla tostu yiyerek doyurduk. Bu tost güzeldi. Ayaklarımız ağrıdığı için yürümekle zorluk çekiyorduk ama son saatlerimiz diye her yere baka baka yürüyorduk. İsviçre’ye geçeceği için saat 15:00’de Derya’yı 64 no.lu otobüse bindirerek havaalanına gönderdik. Bizde tostumu yedik geliyoruz dedik, biraz dolaştıktan sonra otelimize geldik. Otelimizin arabası bizi havalimanına kadar götürdüğü için çok rahat geldik. Pegasus bölümündeki İtalyan kız bizim buradaki görevliden bile daha sevimli idi. Hepimizi bu sefer yan yana oturtarak uçağımıza gönderdi. Usta sürücü pilotumuzun ustaca kalkışıyla Fiumicino havalimanından kalkarak, sana tepeden baktım Aziz İstanbul diyerek Sabiha Gökçen havalimanına vardık.
Size yazımın sonunda İtalyanlarla ilgili tespit ettiğimiz bazı özelliklerini
anlatacağım.
İtalyanlar aslında bayağı ilginç insanlar. İtalyanlara hayran
olanların bile, bu ülkeye gidip gelince yılların birikimiyle kafasında oluşan
İtalyan imajı siliniyor. Hani yeni tabirle elektrik alma olayı. İtalyanlarla
birbirinizden elektrik alamıyorsunuz. Akdeniz insanı sıcak filan diyorlar ya.
Öyle İspanyollar kadar bir kere sıcak değiller. Mesela Esnaf İngilizceyi konuşamıyor. Benim canım
memleketimin Sultanahmet gibi turistik bölge esnafının hepiciği her bir dili
şakır şakır konuşur. Taksici kardeşim kendine söyleneni şıp diye anlar,
Hele oteller. Sanki gelin, kalın, ödeyin parayı, gidin der
gibi. Ablam anahtarı bize teslim etti gitti. Yine de bizim otelin görevlisi
bayan görevini güzel yaptı. Nerde benim yurdumun açık büfe kahvaltısı, zeytinde
var marketlerde güya ama kahvaltıda göremedik. Krousan tutturmuşlar bir de espresso. Haydi ye iç.. güle
güle.. Zeytini sadece makarna ve pizzada kullanıyorlar diyorlar. O zeytin buraya gelecek yiyeceğiz dedik. Çantamızdan BİM’den
aldığımız mor kapaklı yurdum zeytinini her yere taşıdık. Ekmeğimizle ara
öğünlerimizde yedik. Bunun yanında tüm oranın meşhur ürünlerini de tattık
yani..
Böyle bir
hizmet kalitesizliği var, ama şaşırılacak durum yoğun turizm patlaması. Biz
onların gibi hizmet versek bize kimse gelmez gibi tespitlerde bulunduk gezgin
grubumuzla.. Tarihlerine saygılılar. Şehirde hiçbir şekilde tarihsel doku
bozulmamış. Cafelerde oturarak bir şey
yemek ücretli. Mesela kahveyi ayakta içerseniz sandalye parası yok da, yanlışlıkla mabadınızı şöyle bir iliştiriverin
sandalyeye. Kesiveriyor oturdu gitti parası.
Birde
siestaları var ki o saatlerde size bakmıyorlar bile. Yine bu sefer iyiydi.
Geçen sefer turla geldiğimizde daha tembellerdi sanki. Bu sefer Hintlilere
benzeyen insanlar çoktu yollarda yemek satan yerlerde. Onlar daha mı çalışkan
acaba. Bu sefer Roma’dakileri daha çalışkan buldum. Yani aç kalmadık aslında.
Yemeklerde menüde ne yazıyorsa o. Öyle biraz
yanına yalandan salata, marul domates dilimleyeyim filan yok öyle. Makarnaya
yalandan bir sos koymuşlar ama, yine de pizza ve makarnayla dünyayı ele
geçirmişler ya, siz ona bakın.
- Suları
Mineral Water ve Naturel Water diye ikiye ayrılıyor. Bu tüm yabancı ülkelerde
böyle. Naturel Suyu alacaksınız içmek isterseniz. Mineral su bildiğiniz soda.. Biraz durunca
şekerli bir tat alıyor. Bunu denedim onun için söylüyorum. Bizzati elimde
yürüme temposuyla gazlı su sallana sallana hoş bir şekerli su oldu.
-Yoğurtla sade dondurmayı karıştırdıkları bir
tatta meşhurmuş. Ama ben sadece limonlu ve mentollü dondurma yedim. Bizim
Kanlıca yoğurdu tadında olsa gerek. Ben tatmadım ama güzel olduğu söyleniyor.
-Bu sefer çok görmedim ama aklıma geldi..
Roma’da yanlışlıkla otobanda ölürsen, kazanın olduğu yere çiçekten saksılar
bağlıyorlar, küçük süslemeler yapıyorlar. Maazallah bu hizmet bize gelirse yol
kenarları çiçek ve süsten geçilmez.
-
Motorsiklet kullanımı çok yaygın. İşe giden kadınlar ve erkekleri o şık
kıyafetler içinde motorları üzerinde görmek ilginç. Milletvekili bile motosikletle
işe gidebiliyor bu şehirde.
- Roma deyince akla birde ambülans sesi geliyor. Hani o acı acı bağırdı deriz ya tam da ondan. Ya hiç klakson sesi olmadığından mıdır nedir, tek duyulan acı acı bağıran ambülans sesi. Otelimizin yerine yakın bir hastane vardı sanki ama Romanın her yerinden bu ses çok duyuluyordu.
- Roma deyince akla birde ambülans sesi geliyor. Hani o acı acı bağırdı deriz ya tam da ondan. Ya hiç klakson sesi olmadığından mıdır nedir, tek duyulan acı acı bağıran ambülans sesi. Otelimizin yerine yakın bir hastane vardı sanki ama Romanın her yerinden bu ses çok duyuluyordu.
Ayrıca, Roma Yasemen çiçeğinin sanki anavatanı idi.
Her yerde Yasemen çiçeklerini gördüm.
İşte böyle bir geziydi Roma gezisi. Roma aşkıyla anılan bir
şehir. Tarihine saygılı bir şehir. Yani kısacası görülmesi gereken bir
şehir. Tavsiye bizden, fırsat yaratması
sizden.. Bu anlattıklarımı aşağıdaki slaytta seyrederseniz gittiğinizde hiçbirşeye yabancı kalmazsınız.
2 yorum:
Tebrikler, sayenizde bizde Roma yı birkez daha gezdik! Paylaşılmlarınız icin teşekkürler! Rehberiniz Tayfıno yu kıralamak mümkünmü????!!!
çok teşekkürler Engin Deniz Ateş. Yorumlariniz bizim için önemli. Rehberimiz her yerde her zaman hizmetinizdedir.
Yorum Gönder