10 Eylül 2016 Cumartesi

SELÇUK, EFES VE GİDİLMESİ GEREKEN BİR OTEL


İzmir'in şirin ilçelerinden biri olan Selçuk, İstanbul'dan gidenler için  ya tatile çıkarken, ya da tatilden dönerken uğranılacak hoş bir beldedir. Burada turistik tarihi gezilerinizi yaparsınız. 

Denizi aramazsınız;  çünkü deniz tatilinizi ya yapmış, ya da yapacak olduğunuzdan, sadece enfes Efes Antik kentini görebilmek, Şirince'yi gezebilmek, vaktiniz  varsa, Selçuk'taki Meryem ananın evini ziyaret edebilmek, buraya yakın Çamlık Lokomotif müzesi ve Selçuk girişindeki Çetin Minyatür evini gezebilmek üzere burdasınızdır. 


Selçuk ilçesine, sadece Efes Antik kentini küçük kızımıza gösterebilmek üzere 1 günlüğüne uğradık. Bunun içinde booking.com sayfasından bulduğumuz bir otele yerleştik. 

Tüm gezi severlerin kalmaktan hoşnut olacağı bu oteli de sizlere tavsiye etmek gönül borcum olsun. 

http://www.ephesuspalace.com/ sayfasından  da görüleceği üzere gönül rahatlığıyla kalınabilecek hoş otantik bir otel. Sahipleri canı gönülden hizmet eden Mehmet bey ve Handan hanım. Öncelikle bu otelde iyi ki de kaldık diyerek odamıza yerleştik. Serpilin Gezi Rehberinden bu oteli okuyup da gideceklere çok yardımcı olacakları da bir gerçek.

Sabah ilk işimiz, Efes antik kentini gezmek olsun dedik. Ama otel sahibinin hazırladığı güzel kahvaltıyı, sohbeti bırakamadığımızdan biraz geç gezimize geç başladık. Bu arada sohbeti bol, bizim gibi gezmeyi seven güzel bir aileyle, bu otelin kahvaltı masasında olmakta günümüzü renklendirmişti.  Otel  sahibinin öncelikle müzeyi gezmeniz gerektiğini söylemesi üzerine ilk geziyi Efes Şehir Müzesinden başladık. 

Müze görkemli kentin zengin müzesi diye anılıyor. Müzede, Efes Artemis heykeli, yunuslu Eros, tavşanlı Eros, Eros başı, Priapos heykeli, mermer Artemis haykele, Mısırlı rahip heykele, İsis heykeli ve çeşitli mitolojik tanrı heykelleri ile bizim meşhuuur Sokrates'in başı bulunuyor. Bizim dedim çünkü oğlumun oynadığı "Sokrates Savunuyor" isimli tiyatro oyunun da Sokrates ile pek bir yakından haşır neşir olmuştuk, o yüzden bu samimiyetim. Antik çağdan başlayarak Osmanlı dönemini de kapsayan altın, gümüş, bakır sikkeler, takılar da müzenin bir bölümünde yer alıyor.

Müzeler için muhakkak Müzekart almanızı öneririm, daha doğrusu geziye çıkmadan önce Müzekartınız hep cebinizde olsun ki tüm ören yerleri ve müzeleri uygun olarak gezin.

Efes Antik Kentine geldik. Bol dükkanlı girişinden sonra Müzekartımızla antik şehre ağaçlıklı bir yoldan girdik. İlk başta soldaki antik tiyatro dikkatinizi  çekiyor. Ama bizim için diğer dikkati çeken bir konu da kulağımıza gelen hoş bir müzik parçası idi.   Bir baktık ki bizim  Türk kızımız antik tiyatro da  güzel sesiyle güzel bir opera parçasını seslendiriyor.  Bu sesi dinlemek için aşağıda çektiğimiz videoyu izleyebilirsiniz.


İstanbul Üniversitesi konservatuarında okuyan bu öğrenciyi önce İspanyol bir turist zannettim. Meğerse bu güzel ses, bizim halis malis Türk genci imiş. Mikrofonsuz olarak seslendirilen bu parçanın tiyatronun her bir bölümünden net duyulması, o dönemdeki ses akustiğinin ne kadar güzel olduğunu bize bir kez daha kanıtladı. Tarihi derinliklerinden gelen bu eser, hala ilk günkü gibi dimdik ayakta idi. Bir de restore edelim diye Aspendos'daki gibi mutfak mermerleriyle burayı da mahvetmezlerse iyidir. Tiyatroda ön taraftaki koltuklar buranın aristokrat tabakası için yapıldığını gösteriyordu. Tüm antik kentlerde muhakkak anfi tiyatro olması, sanata ve sanatçıya olan önemi vurguluyor değil mi?

Efes, o zamanın antik bir Yunan kentiymiş. İçinde ki en önemli eserlerinden biri tüm kartpostallara konu olan  Celsus Kütüphanesi. Tiyatronun yanındaki yoldan gidince, bu kütüphaneyi görüyorsunuz. Hep kütüphane , hem de mezar anıtı olarak görev yapmış o dönemlerde. Efes valisi Celsus ölünce, oğlu buraya hem kütüphane, hem anıt mezar yaptırmış. 

Kütüphaneye sırtınızı döndünüz mü karşınızda uzun bir yol görüyorsunuz. Bu yolun sağ tarafında  yamaç evler, sol tarafında da aşk evi denilen bir yapıt var.

Yamaç evler o dönemin zengin halkının barındığı yerler. Şu dönem de de yine oraya ayrı bir ücret ödeyerek giriliyor. Müzekart geçerli olmuyor. Halen zenginlere para kazandırılıyor. Devir hiç değişmemiş yani.

Tam karşısında ise,  Aşk evi denilen bir yer var. Yani günümüzün Genelevi imiş. Kütüphane ve Aşk evinin çok yakın olması da bayağı düşündürücü..  O dönemde,  Kütüphanenin altında aşk evlerine gizli bir yol olduğu söyleniyormuş. Mesela;  "ben kütüphaneye gidiyorum kitap okuyacağım hanım, beni merak etme"  dese bir adam, hanım ne de çok seviniyordur.  Ama alttan tünelle Aşk evlerine geçiliyormuş. Girişte bir kadın ayak izi ve kadın resmi olması da, burada istenirse  kadın bulunacağını bilgi vermek içinmiş. İlginç ve bir o kadar da komik bir durum sanki. Bir rehber İngilizce anlatırken bu olayı.. Turistler kütüphaneden çok bu evi incelemeye başladı.  O dönemlerde bu evin,  buraya gelen denizcilere hizmet ettiği söyleniyormuş. 

Şehrin bir ilginç yanı da tuvaletleri, kanal sistemleri. Latrina adı verilen dünyanın ilk umumi tuvaleti olduğu söyleniyor. Yaklaşık 50 kişilikmiş, ama aralarında hiç engel yok. Herkes umuma açık. Eee ne yapsınlar doğal ihtiyaç, maksat halka hizmet.  

Efes,  aslında muhakkak rehber veya sesli sistem ile gezilmesi gereken bir yer. Bu bilgileri diğer rehberlerin konuşmalarından ve tabelalardan okuyarak yazıyorum. Gördüğüm yerleri bir de dönünce okumak bana her zaman daha öğretici geldiği için, Efes yazım da da belki gidenlere bilgi olması açısından bu bilgileri hazırladım. 

Selçuk'ta diğer görülmesi gereken yerlerden biri de Şirince köyü. Maya takvimine göre bir tek bu köyün kıyametten etkilenmeyeceği inancıyla, son yıllarda bu köy çok ilgi çekmeye başlamış.  Yıllar önce gittiğimde köy kahvesinin yanındaki alanda bu köyde yetişen şeftalilerin kamyona yüklenmesini  seyretmiş, mis kokular içinde Şeftali kokan köy diye anlatırdım herkese. Kıyamet burada kopmayacak denince şeftaliler unutulmuş,  başka bir misyona bürünmüş bu canım köy. 


Selçuk'tan geçenlerin görmesi gereken diğer bir yer de Çetin Maket Köyü. 15 yıl önce ilk açıldığında bu müzeyi gezmiştik. Günümüze kadar bayağı eklemeleri olmuş hocamızın. Emekli öğretmen Ayhan Çetin'in kendi köyünün maketlerine yaparak ortaya çıkartığı bu şirin müzeyi görmemeniz size çok şey kaybettirir. 


Ayhan Çetin emekli fen ve matematik öğretmeni imiş.  Tüm maketlere yaptığı mekanizmalarla gezdiğiniz konsepte uygun maketler hareketleniyor. Çok beğenilen harika bir müze.. Selçuk çıkışına yakın bu müzeye yoldan geçerken muhakkak girin derim. İstanbul'da oturanlar için Miniaturk'de de Çanakkale konseptli bir çalışmayı yine Ayhan hoca hayata geçirmiş. Çok dahi bir şahsiyet. 

Konya'nın Akviran köyünden çıkmış Ayhan hoca ama, çocukluğunu, köyünü, ailesini unutamamış, oranın maketlerini yapmış, müzenin kenarlarında da değişik meslek gruplarının küçük küçük evlerini hazırlamış. Yani müze Sunay Akın'ın dediği gibi  çocuğunuzla gidip, çocukluğunuzla döneceğiniz hoş bir ortam. 



Selçuk'a hep bu antik yerleri dolaşmak için giderdim. Ama bu sefer kaldığımız bu otel de Selçuk ilçesini bize daha çok sevdirdi. Anz otel ve Ephesus Palace otelinin sahipleri Mehmet bey ve Handan hanımın otel dizayn ve sunumları ile biz buraya sadece haftasonu kalmak adına da gelebiliriz diyerek ayrıldık. Bu arada gezi boyunca canım yurdum insanları ile tanıştık demiştim ya,  bu otel sahiplerini de bunlara ekleyebilirim.

 Ayrıca;  aynı otelde kaldığımız bir aileden de bahsetmeden geçemeyeceğim.  Ankara'da yaşayan   gezi meraklısı bu  aile de aynı bizim gibi bu otelin sahiplerine hayran kaldı. Hatta birlikte bir teklifte bile bulunduk. Çok güzel bir  ruhla işlettikleri bu otelin aynısını deniz kenarında da açmalarını talep ettik. Güzel bir dostluk ile tanıştığımız bu yeni arkadaşlarla bir gün bir yerlerde belki yine buluşuruz diyerek, yaşadığımız şehirlerimize dönmek üzere ayrıldık. 

1 yorum:

Serhat dedi ki...

Elinize sağlık keyif alarak okudum.